Temeller
Ego state terapisi, bireyin benlik yapısının farklı parçalara veya ego durumlarına ayrılabildiği düşüncesine dayanmaktadır. Psikanalitik kuramcı Paul Federn (1953), ego durumları kavramını ilk ortaya atan isimdir. Federn hastalarında farklı ego durumlarının işleyişini gözlemleyerek psikanalitik kurama katkı sağlamıştır. Ona göre her ego durumu, belirli bir ego enerjisi ile yüklendiğinde kişinin “benlik” deneyimini oluşturur. Ego enerjisi ile yüklenen kısım, o an için yürütücü (yönetici) konuma gelmektedir. Diğer ego durumları ise arka planda obje enerjisi ile etkin kalmaktadır. Bu bakış açısıyla, normal kişilik işlevleri ile dissosiyatif kimlik bozukluğu gibi uç örnekler arasında bir süreklilik olduğu varsayılmaktadır. Ego durumları, normal bireylerde de mevcut olan ancak genellikle esnek ve geçirgen sınırlara sahip benlik dizimleridir. John G. Watkins ve Helen H. Watkins, Federn’in bu kuramsal temelinden yola çıkarak 1970’lerden itibaren ego state terapisinin ilkelerini geliştirmiş ve öğreterek alanın öncüsü olmuşlardır. Watkins’ler bir ego durumunu, “öğeleri ortak bir ilke etrafında birleşmiş organize davranış ve deneyim sistemi” olarak tanımlamıştır (Watkins ve Watkins, 1997). Bu tanım, ego durumlarının belirli duygular, düşünceler ve anılar etrafında organize olmuş “kişilik parçaları” olduğunu ifade etmektedir.
Ego state terapisi psikodinamik yönelimli bir parçalarla çalışma yaklaşımıdır. Terapi sürecinde, tıpkı bir “içsel aile” veya grup terapisi yapılıyormuşçasına, danışanın içindeki farklı ego durumları belirlenir ve birbirleriyle etkileşime sokulur. Klasik psikanalizde Freud sonrası dönemde hipnozdan uzaklaşılmış olsa da Watkins’ler ego durumu kavramını klinik olarak canlandırmak için hipnozu terapiye yeniden dahil etmişlerdir. Nitekim ego state terapisi, psikanalitik içgörü teknikleri ile hipnoanalitik müdahaleleri bir araya getirerek bilinçdışı ego durumlarını ortaya çıkarıp çalışmayı amaçlar. Hipnoz, bastırılmış veya bilinç dışında etkin olan ego durumlarının “sahneye çıkmasını” kolaylaştıran bir araç olarak sıklıkla uzun yıllardır kullanılmaktadır. Bununla birlikte modern ego state terapistleri her durumda formal hipnoz kullanmak zorunda değildir. Konuşmaya dayalı teknikler, imgeleme ya da boş sandalye gibi yöntemlerle de ego durumlarına erişilebilir (Sky, 2012). Özellikle Gordon Emmerson gibi yeni nesil terapistler, hipnotik trans olmadan ego durumlarına ulaşma tekniklerini tanımlamış ve ego durum terapisini daha geniş bir yelpazede uygulamışlardır (Emmerson ve Farmer, 1996). Ego state yaklaşımı, Transaksiyonel Analiz’deki Ebeveyn-Yetişkin-Çocuk ego durumları modeli, İçsel Çocuk çalışmaları, İçsel Aile Sistemleri (IFS) gibi diğer kuramlardaki benlik parçaları kavramlarıyla da kavramsal akrabalık taşır. Ancak ego state terapisi, özgün olarak psikanalitik ve hipnoz temelli bir yaklaşımdan doğmuş ve dissosiyatif süreçleri anlamaya odaklanmıştır.
1990’lardan itibaren ego state terapisi uluslararası alanda daha fazla ilgi görmeye başlamıştır. Özellikle travma ve dissosiyasyon alanında çalışan klinisyenler, bu yaklaşımı eğitimlerle benimsediler. 2000’li yıllarda Avustralyalı psikolog Gordon Emmerson, ego state terapisinin etkinliğine dair ilk ampirik çalışmalardan birini gerçekleştirerek yöntemin bilimsel temellerini güçlendirmeye çalıştı (Emmerson ve Farmer, 1996). Emmerson’un yaptığı yarı-deneysel bir çalışma, sadece dört seanslık ego durumu çalışmasının migren sıklığını beş kat azaltabildiğini, ayrıca danışanların öfke ve depresyon düzeylerinde belirgin düşüşler sağladığını rapor etmiştir (Emmerson, 2012). Bu sonuçlar, ego state terapisinin fizyolojik ve duygusal semptomları azaltmadaki potansiyelini göstermesi açısından dikkat çekicidir. 2000’li yılların ortalarında Carol Forgash ve Margaret Copeley gibi klinisyenler ego state terapisi ile Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) yaklaşımını birleştirerek özellikle travma vakalarında bütünleyici modeller geliştirdiler. Bu dönemde Uluslararası Ego State Terapi organizasyonları kurularak (ör. Ego State Therapy International), çeşitli ülkelerde eğitim programları ve konferanslar düzenlenmeye başlanmıştır. Günümüzde ego state terapisi, hipnoterapi ve travma tedavisi literatüründe yer edinmiş, dissosiyatif bozukluklarla çalışan uzmanlar arasında tanınan bir yöntem konumuna gelmiştir.
Uygulama İlkeleri ve Teknikler
Ego state terapisinde temel amaç, danışanın iç dünyasındaki farklı parçaları (ego durumlarını) fark etmek, onlarla iletişim kurmak ve çatışma veya yaraları iyileştirerek entegrasyonu sağlamaktır (Watkins ve Watkins, 1997). Terapi süreci, öncelikle danışanın problemine ilişkin hangi ego durumlarının etkin olduğunun değerlendirilmesiyle başlar. Terapist, danışanın anlatımındaki duygu değişimlerini, ses tonunu, beden dilini veya dile getirdiği içsel diyalogları gözlemleyerek gizil ego durumlarına dair ipuçları aramaktadır. Belirlenen ego durumlarına genellikle danışanın da anlamlandırabileceği isimler verilir (ör. “eleştirici yanım”, “korkmuş çocuk parçam” gibi). Sonraki adımda terapist, bu ego durumlarıyla doğrudan iletişime geçmek için çeşitli teknikler kullanır. Hipnoz en klasik yöntemlerden biridir. Hafif bir trans durumunda danışana içindeki belirli bir parçanın “öne çıkmasına” izin vermesi telkin edilir ve terapist o ego durumuyla sanki ayrı bir kişiyle konuşur gibi konuşmaya başlayabilir. Watkins ve Watkins’in (1997) çalışmalarında, danışan hipnoz altındayken farklı ego durumlarının sırayla “yönetimi ele aldığı” ve terapistle diyaloga girdiği pek çok örnek rapor edilmiştir. Hipnoz dışında boş sandalye tekniği (her bir sandalyeye farklı bir ego durumu temsil ettirerek konuşma), imgeleme yöntemi (içsel bir konferans odası hayal edip ego durumlarını orada toplama) ve doğrudan içsel diyalog kurma gibi teknikler de uygulanabilir. Önemli olan, her ego durumunun duygu ve ihtiyaçlarının ifade edilmesine fırsat vermektir. Örneğin, travmatik bir çocukluk anısına takılı kalmış bir çocuk ego durumu varsa, terapist bu çocuk yanla konuşarak onun korku ve üzüntülerini dinler, gerekirse o ana dair abreaksiyon (duygusal boşalım) yaşamasına güvenli bir ortamda olanak tanınır.
Ego state terapisinde terapist, bir yandan bu parçaların birbirleriyle iletişim kurmasına aracılık ederken bir yandan da danışanın yetişkin ve sağlıklı yönünü güçlendirerek süreçte rehber ego işlevi görmesini sağlamaktadır (Paulsen, 2017). Amaç, düşmanca ya da kopuk haldeki alt benlik sistemleri arasında bir tür “iç barış” ve bütünlük sağlamaktır. Özellikle travma odaklı uygulamalarda, örselenmiş çocuk ego durumlarına yeniden ebeveynlik (reparenting) denilen yaklaşımla şefkat gösterilir ve bugünün yetişkin benliği ile geçmişte kalmış çocuk parça arasında iyileştirici bir bağ kurulmaya çalışılır. Ego state terapistleri bu süreçte, bilişsel yeniden çerçeveleme ve içsel yeniden yapılandırma tekniklerini de kullanır. Örneğin zarar görmüş bir ego durumuna günümüzün gerçekliği hakkında bilgiler verilir, onun geçmişte takılı kalmış düşünce kalıpları düzeltilir. Gerektiğinde her bir ego durumuna işlevine uygun rol ve görevler tanımlanır, böylece kişinin iç dünyasında daha uyumlu bir işleyiş hedeflenir.
Travma terapilerinde son yıllarda EMDR yönteminin ego state yaklaşımıyla birleştirilmesi yaygınlaşmaktadır. EMDR protokolü uygulanırken, yoğun duygusal tepkiler veya işlemlemeyi tıkayan dirençler ortaya çıktığında ego state müdahaleleri devreye sokulur (Paulsen, 2014). Örneğin EMDR sırasında danışan bir anıya dair parça parça duygu kopmaları yaşıyorsa, terapist kısa bir ara verip “içinde bu direnci hisseden kısım şimdi ortaya gelebilir mi?” diyerek ilgili ego durumuyla konuşabilir ve onun kaygılarını giderip tekrar EMDR’ye dönebilir. Bu şekilde EMDR’ın etkinliği artırılmaktadır. Bazı yazarlar EMDR’nin bizzat kendisinin de bir çeşit ego state çalışması olduğunu öne sürmüştür. Bunun sebebi EMDR’ın göz hareketleriyle beynin her iki yarıküresini uyararak dissosiyatif bariyerleri gevşetmekte, böylece normalde katı duvarlarla ayrılmış ego durumları arasında yeni bağlantılar kurulmasını ve entegrasyonu sağlamasıdır. Sonuç olarak, ego state terapisi çeşitli tekniklerle esnek bir şekilde uygulanabilen, özellikle travma ve dissosiyasyon alanında işlevsel bir terapi çerçevesi sunar.
Klinik Kullanım Alanları
Ego state terapisi, özellikle travma ve dissosiyatif bozukluklar alanında geniş uygulama alanı bulmuştur. Çocukluk çağı istismarları, savaş veya afet travmaları gibi ağır yaşantılar, benlik yapısında farklı ego durumlarının oluşumunu tetikleyebilir. Bu durumlarda ego state yaklaşımı, travmatik anıları taşıyan parçalarla doğrudan çalışarak Posttravmatik Stres Bozukluğu (PTSB) semptomlarını hafifletmede etkili olabilir. Nitekim kontrollü bir çalışmada, tek seanslık (5-6 saatlik) yapılandırılmış bir ego state terapisi uygulamasının PTSB belirtilerini belirgin şekilde azalttığı, elde edilen iyileşmenin kalıcı olduğu bildirilmiştir (Barabasz, 2013). Bu çalışmada terapinin başarısı, yoğun duygusal işlemenin sağlanmasına ve terapistin destekleyici şekilde danışanın kişilik parçalarını yeniden entegre edilmiştir. Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu (DKB) veya diğer dissosiyatif bozukluklar söz konusu olduğunda ego state terapisi, alterlar (farklı kimlik durumları) ile iletişim ve bütünleştirme sürecinin temel yaklaşımlarından biridir. Watkins ve Watkins (1997), DKB’deki “alter” kimliklerin aslında sürekliliğin uç noktasındaki ego durumları olduğunu, uygun koşullarda hipnoz altında her bir alter ile tek tek konuşulup onların travmalarının çözümlenebileceğini göstermişlerdir. Bu sayede birbirinden habersiz veya çatışma halinde olan kimlik durumları arasında işbirliği geliştirmek ve nihai olarak entegrasyona doğru ilerlemek mümkün olmaktadır. Daha hafif dissosiyatif belirtiler gösteren kompleks travma vakalarında da (örn. borderline kişilik yapısı, kronik travmaya maruz kalmış bireyler) ego state yaklaşımı, danışanın kendi içindeki tutarsız yönleriyle yüzleşmesini ve düzenlemesini kolaylaştırır. Örneğin bir yandan işlevsel yetişkin tarafı güçlü olup diğer yandan için için kendine zarar verme eğilimindeki bir parçası olan danışanlarda, bu yöntemle öz-yıkıcı parça ile koruyucu parça arasındaki çatışma ele alınabilir. Çocukluk çağı travmalarında ego state terapisi “içsel çocuk” çalışmalarına benzeyen bir yolla kullanılmaktadır. Danışanın içindeki incinmiş çocuk ego durumları tespit edilip onlara terapötik olarak yaklaşmak, travmanın duygusal yükünü azaltmada çok yardımcı olmaktadır. Terapist, danışanın yetişkin benliği ile çocuk parçası arasında güvenli bir bağ kurmasına yardımcı olarak, geçmişte maruz kalınan duygusal ihmal veya istismarın etkilerini yeniden işlemleyebilir. Kompleks vakalar olarak tanımlanan ve birden fazla eksende sorun barındıran danışan gruplarında (örn. travma öyküsüne eşlik eden bağımlılık, yeme bozukluğu veya psikotik semptomlar gibi) da ego state terapisi bütüncül bir çerçeve sunabilir. Bu yaklaşım, farklı semptom kümelerinin altında yatan ego durumlarını anlamaya olanak vererek, tedaviyi bireyin ihtiyacına göre uyarlamaya yardımcı olur. Örneğin travma sonrası gelişen kronik ağrı ya da psikosomatik belirtilerde, ağrıyı temsil eden bir ego durumuyla çalışmak iyileşmeye katkı sağlayabilir. Aynı şekilde öfke patlamaları yaşayan bir bireyde, öfkeli ego durumunu belirleyip onun geçmiş deneyimlerini çözümlemek, davranışsal problemleri azaltabilir. Bu esneklik sayesinde ego state terapisi, travma ve dissosiyasyon dışında anksiyete bozuklukları, özgüven problemleri, ilişkisel sorunlar gibi alanlarda da klasik terapi yaklaşımlarına entegre bir araç olarak kullanılmaktadır. Özünde, danışanın içsel sistemini anlamak ve ona yönelik müdahaleler geliştirmek pek çok klinik durumda iyileşmeyi hızlandıran bir faktör olarak görülmektedir.
Eleştiriler ve Sınırlılıklar
Ego state terapisinin bilimsel geçerliliği konusunda hem destekleyici hem de şüpheci görüşler bulunmaktadır. Yöntem, büyük oranda vaka çalışmaları ve klinik gözlemlere dayalı olarak gelişmiştir. Bu da kanıt düzeyi açısından bazı sınırlılıklar getirir. Özellikle ilk yıllarda kontrollü araştırmaların azlığı nedeniyle, yöntem akademik camiada temkinli karşılanmıştır. Watkins ve Watkins’in 1997’deki kitabında sundukları vaka serileri ve Gordon Emmerson’un 1990’lar sonunda yaptığı çalışmalardan sonra en.wikipedia.org , 2000’lerde ego state terapisini konu alan birkaç deneysel çalışma yayımlansa da (Barabasz, 2013) bu tür çalışmaların sayısı halen sınırlıdır. Yöntemin heterojen doğası, farklı terapistlerin farklı teknikler kullanabilmesi gibi sebeplerden ekolün standartlaşmış protokollerle değerlendirilmesini zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla ego state terapisi, Kanıta Dayalı Tedavi listelerinde henüz ayrı bir başlık olarak yer almamaktadır. Yine de son yıllarda European Journal of Trauma & Dissociation gibi hakemli dergilerde ego state kuramını tartışan yayınlar çıkması, akademide artan bir ilginin göstergesidir (Leutner ve Piedfort-Marin, 2021). Genel kanı, yöntemin potansiyelinin olduğu ancak daha fazla sayıda deneysel araştırma ve karşılaştırmalı çalışma ile desteklenmesi gerektiği yönündedir.
Ego state terapisi çoğunlukla hipnoz veya regresyon tekniklerini kullandığından, yanlış uygulandığında yanlış anı (false memory) riskini barındırdığı ileri sürülmüştür. Bellek araştırmacıları, hipnoz altında “yeniden hatırlanan” çocukluk anılarının bazen gerçeğe dayanmayan, telkin etkisiyle oluşmuş sahte anılar olabileceğini vurgulamıştır (Leo, Bruno ve Proietti, 2025). Ego state terapistleri bu konuda dikkatli olunması gerektiğini kabul eder ve seanslarda yönlendirici, telkin edici sorulardan kaçınılmasını önerir. Watkins ve Watkins de kitaplarında yanlış bellek oluşmaması için uygun etik yönergelerin takip edilmesinin önemini vurgulamışlardır (Watkins ve Watkins, 1997). Bir diğer eleştiri, ego state terapisinin danışanın içinde halihazırda bütünleşmemiş olan benlik parçalarını çok fazla ön plana çıkararak dissosiyasyonu artırabileceği endişesidir. Özellikle İngiltere’de bazı ruh sağlığı uzmanları, terapistin parçalara odaklanmasının danışanda iatrojenik (tedavi kaynaklı) çoklu kişilik gelişimine yol açabileceğini ileri sürmüşlerdir (Degun-Mather, 1998). Ancak bu iddia, yöntemin ustaları tarafından “yanlış uygulama sonucunda ortaya çıkan bir durum” olarak değerlendirilmektedir. Doğru uygulandığında ego state terapisi aslında dissosiyasyonu artırmayı değil, tersine mevcut dissosiyatif bölünmeleri saptayıp gidermeyi hedefler (Degun-Mather, 1998). Watkins’lerin yaklaşımı, hiçbir ego durumunun var olmadığı bir durumda zorla ortaya çıkarılmaya çalışılmaması yönündedir; eğer hipnoz altında bile bir alter ya da ego durumu belirmezse terapist bunu olduğu gibi kabul eder ve müdahaleyi danışanın ihtiyaçlarına göre sürdürür (Watkins ve Watkins, 1997) . Yani yöntem, danışanın iç dünyasını dıştan empoze ederek değil, zaten orada olanı ortaya çıkarıp iyileştirerek ilerlemelidir.
Son olarak, ego state terapisinin uygulanmasında terapistin yetkinliği büyük önem taşır. Dissosiyatif bozukluklar ve karmaşık travmalarla çalışmak özel eğitim gerektirir. Uzmanlar, ciddi derecede dissosiye olmuş danışanlarda ego state yaklaşımının, bu alanda deneyimi olmayan terapistlerce uygulanmasının riskli olabileceği konusunda uyarmaktadır (Paulsen, 2017). Uygun olmayan biçimde yapılan ego durum müdahaleleri danışanı duygusal olarak destabilize edebilir. Veya terapi sürecinde sınır sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle, ego state terapisi eğitiminin standardize edilmesi ve süpervizyon eşliğinde uygulanması önerilir. Tüm bu eleştiri ve sınırlılıklara karşın, ego state terapisi pek çok klinisyenin elinde travma iyileştirmede güçlü bir araç olarak değerini göstermiştir. Yöntemin başarısı büyük ölçüde terapistin becerisine, etik duyarlılığına ve danışanın ihtiyaçlarına göre uyarlanmasına bağlıdır. Gelecekte daha fazla araştırma yapıldıkça ve eğitimler yaygınlaştıkça, ego state terapisinin klinik psikoloji alanındaki yeri daha net belirlenecek ve olası riskleri daha iyi yönetilebilecektir.
Yazar: Klinik Psikolog Cem Doğan
Barabasz, A. (2013). Evidence based abreactive ego state therapy for PTSD. American Journal of Clinical Hypnosis, 55(4), 315–322. https://doi.org/10.1080/00029157.2013.770384
Degun-Mather, M. D. (1998). Book review: Ego-states: Theory and therapy by John G. Watkins and Helen H. Watkins. Contemporary Hypnosis, 15(3), 189–197.
Emmerson, S. (2012). The migraine revolution: A new and effective approach to headache management. Crown House Publishing.
Emmerson, G.J. & Farmer, K (1996). “Ego state therapy and menstrual migraine”. Australian Journal of Clinical Hypnotherapy and Hypnosis (17): 7–16.
Federn, P. (1953). Ego psychology and the psychoses. Basic Books.
Leo, D. G., Bruno, D., & Proietti, R. (2025). Remembering what did not happen: The role of hypnosis in memory recall and false memories formation. Frontiers in Psychology, 16. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2025.1433762
Paulsen, S. (2014). When there are no words: Repairing early trauma and neglect from the attachment-based, developmental perspective. Routledge.
Paulsen, S. (2017). EMDR for early trauma and neglect held in implicit memory. İçinde P. H. Watkins & E. P. Watkins (Ed.), Ego state therapy in practice (s. 125-144). Routledge.
Sky, J. (2012). The many parts of you. Routledge.
Watkins, J. G., & Watkins, H. H. (1997). Ego states: Theory and therapy. W. W. Norton & Company.
