
Adli görüşme (Forensic interview): Mahkemeye bilgi vermek amacıyla sanık, tanık veya suçlunun ruhsal durumunun değerlendirilmesi.
Afet sonrası psikolojik tepkiler (): Evre 1: Psikolojik şok dönemi , evre 2: Tepki dönemi, evre 3: Zihinsel işleme ve üzerinden Geçme dönemi , evre 4: İyileşme/yeniden oryantasyon dönemi (Kukuoğlu, 2018).
Afet yönetimi (Disaster management): Afetlerin önlenmesi ve zararların azaltılması amacıyla gereken çalışmaların yönlendirilmesi, koordine edilmesi ve uygulanabilmesi için toplumun tüm kurum ve kuruluşlarıyla kaynaklarının bu amaç doğrultusunda yönetilmesidir (Sarp, 1999).
Aktarım (Transference): Danışanın çocukluğundaki önemli kişilere, genellikle ebeveynlere yönelik bilinçdışı duygu ve arzuların yer değiştirme veya yansıtma mekanizmalarıyla psikanaliste aktarılması. Bu sürecin temelinde analizanın analisti içsel nesnesi gibi algılaması, geçmiş nesne ilişkilerini bilinçdışı bir şekilde psikanaliste aktarması ve eski deneyimlerini tekrarlaması vardır.
Akut faz /akut stres tepkisi (Acute stress reaction): Doğal afetler, savaş, iflas vb. stres faktörleri karşısında gösterilen yoğun duygusal tepkidir.
Akut stres bozukluğu (Acute stress disorder): Akut stres bozukluğu, tıpkı TSSB’nin yaptığı gibi, travmatik bir olaya tepki olarak ortaya çıkar ve semptomlar benzerdir. Ancak belirtiler olaydan üç gün ile bir ay sonra ortaya çıkar. Akut stres bozukluğu olan kişiler travmayı yeniden yaşayabilir, geçmişe dönüşler veya kabuslar görebilir ve kendilerini uyuşmuş veya kopuk hissedebilirler. Bu semptomlar günlük yaşamlarında büyük sıkıntı ve sorunlara neden olur.
Amigdala (Amygdala): Amigdala beynin temporal lobunda bulunan badem şeklindeki bir bölgedir. Şeklinin bademe benzemesinden dolayı bu bölgeye amigdala ismi verilmiştir. Çok küçük bir hacme sahip olmasına rağmen hayatta kalmamızda çok büyük görevler üstlenir. Bellek, karar verme ve korku, agresiflik gibi duygusal süreçlerin kontrolünde çok önemli rol alır. Beynin her iki yarım küresinde de bulunan amigdala limbik sistemin başlıca elemanlarından biridir. Duyguların kontrolü ve duygusal bellekle ilişkilidir. Tehdit algısı, korku ve öğrenme süreçlerinde önemli rol oynar.
Amnezik sendrom (Amnestic syndrome): Bilişsel fonksiyonların korunduğu ancak yeni edinilmiş bilgilerin saklanamadığı durum.
Travma sonrası amnezi (Post traumatic amnesia): Kafa travması veya nörolojik travmalarda, bilincin yerine gelmesinden sonra gözlenen, yeni anıların oluşturulamaması veya yakın geçmiştekilerin hatırlanamamasını içeren anterograd amnezi. Amnezinin süresi, genelde, iyileşme derecesinin yordayıcısıdır.
Aşırı uyarılmışlık (Hyperarousel): Travma sonrası stres bozukluğunu ve akut stres bozukluğunu teşhis etmek için kullanılan üç kriter grubundan biri. Aşırı uyarılmanın belirtileri arasında abartılı irkilme tepkisi, rahatsız uyku, konsantre olma veya hatırlama güçlüğü ve aşırı
Ayrımcılık (Discrimination): Farklı etnik köken, din veya ulustan olan kişilere veya gruplara uyanıklık sayılabilir. Ayrımcılık genellikle önyargının davranışlardaki dışavurumudur. Farklı muamele edilmesi, reddedilen grubun üyelerine olumsuz, düşmanca veya zarar verici muamelede bulunulmasını da içerir.
Basic ph modeli: Travmatik olaylardan etkilenen topluluk ve bölge sakinlerinin afetlere ve krizlere dayanma becerisine ilişkin bir anlayış üzerine kurulu olan kapsamlı bir dayanıklılık programıdır. İnançlar (belief), duygulanım (affect), sosyal(social), yaratıcılık/hayal gücü (imagination), bilişsel (cognition), fiziksel (physical) noktalara vurgu yapmaktadır (Lahad, 2017).
Başa çıkma (Coping skill): Kişisel problemler ve streslerle başa çıkmak için geliştirilen teknikler.
Bireysel travma (Individual trauma): Bireysel travma, yalnızca bir kişinin başına gelen bir olayı ifade eder. Tek bir olay (örneğin, soygun, tecavüz, fiziksel saldırı, işle ilgili fiziksel yaralanma) veya birden fazla veya uzun süreli olaylar (örneğin, yaşamı tehdit eden bir hastalık, birden fazla cinsel saldırı) olabilir.
Birikimli/Kümülatif travma (Cumulative trauma): Kişinin yaşamı boyunca meydana gelen iki veya daha fazla farklı travma türü deneyimidir (Naff, 2014).
Biyopsikososyal yaklaşım (Biopsychosocial approach): Sağlıklı davranışların, ruhsal ve davranışsal bozuklukların biyolojik, psikolojik ve sosyal yönleriyle, bütünleşik bir şekilde ele alınmasını ifade eder.
Cinsiyet kimliği (Sexual identity): Kişinin anatomik ve fizyolojik bakımdan kadın ya da erkek olduğunu bilmesi ve bu bilgiyi içselleştirmesi. Cinsiyet kimliğinin oluşmasında kişinin kendini hangi cinsiyetten hissettiği etkendir. Kişinin kendini hangi cinsiyette hissettiği ile cinsel tercihi (sexual preference) arasında kesin bir ilişki olmamakla beraber, genelde insanların cinsiyet kimliği, atanmış cinsiyetleri (doğumdaki özellikleri) doğrultusunda, heteroseksüel (karşıcinsel) ilişki yönünde oluşur. Ancak kişiler, kendilerini atanmış cinsiyetlerinden farklı bir cinsiyette de hissedebilir. Bu gibilerde, cinsiyet kimliği, genelde homoseksüel (eşcinsel) ya da biseksüel (çiftcinsel) ilişki yönünde oluşur. Cinsiyet kimliği ile cinsel tercih ilişkisi çok karmaşık sonuçlara da yol açabilir.
Cisgender (Cisgender): Kişinin doğum cinsiyetine (yani doğduğu biyolojik cinsiyete) ilişkin kültürel olarak belirlenmiş cinsiyet rollerine karşılık gelen bir cinsiyet kimliğine sahip olma veya bununla ilgili olma. Cisgender erkek veya cisgender kadın, bu nedenle, içsel cinsiyet kimliği, erkek veya kadın olarak kişinin cinsiyetine uygun olarak kabul edilen davranış ve rollerin dışsal olarak belirlenmiş kültürel beklentilerine uygun ve buna göre kendini sunan kişidir.
Çocuk istismarı (Child abuse): Çocuğa ebeveyni ya da bakıcısı tarafından zarar verilmesi. Zarar fiziksel (şiddet), cinsel (tecavüz ya da sömürü), psikolojik (duygusal sıkıntıya sebep olma) ya da ihmal (gereken bakımı sağlamama) şeklinde olabilir.
Çocukluk çağı travması (Childhood trauma): Zararlı deneyimlerden ve çocuk gelişimini destekleyen destekleyici ve güvenilir bir ortamın yokluğundan kaynaklanır. Erken travmatik olaylar, psikolojik uyumsuzluk ve ruh hali ve kişilik bozuklukları gibi psikiyatrik durumlarla ilgili çeşitli olumsuz sonuçlarla geniş çapta ilişkilendirilmektedir (Sudbrack, Manfro, Kuhn, de Carvalho, & Lara, 2015).
Çoğul kişilik bozukluğu (Multiple personality disorder): Bir bireyde iki veya daha fazla farklı kimlik veya kişilik durumunun varlığı ile karakterize edilen ve her birinin bireyin davranışını tekrar tekrar kontrol altına aldığı bir dissosiyatif bozukluktur. Özellikle çocukluk döneminde şiddetli fiziksel ve cinsel istismar ile ilişkili olduğuna inanılmaktadır.
Damgalama (Stigma): Zihinsel, fiziksel veya sosyal bir eksiklik olarak kabul edilebilecek bir bireyin bir özelliğine atfedilen olumsuz sosyal tutum. Bir damga, sosyal onaylanmamayı ifade eder ve bireye karşı haksız bir şekilde ayrımcılığa ve bireyin dışlanmasına yol açabilir.
Dengeleme (Stabilization): Dikkatin dış dünyaya yönlendirilmesi ve bu sayede duyguların dengelenmesi amacıyla uygulanan psikolojik ilk yardım teknikleri. Örnek: topraklama (grounding) uygulaması: Kişide “topraklama”-şimdi ve burada güvenle var olma(grounding)- hissini oluşturmak ve bundan sonra sakinleşme becerilerini öğretmek (Demircioğlu, Şeker & Aker, 2019).
Depersonalizasyon (Depersonalization): Kişinin özünü (ya da kendiliğini), kendi gerçekliğinin duygusunu yitirmesi. Kişinin kendisini değiştirilmiş gibi ya da yabancı gibi hissetmesi. Bu gibi kişiler, kendilerini, rüyada gibi veya kendini dışarıdan seyrediyormuş gibi hissederler.
Depresyon (Depression): Mutsuzluk, hoşnutsuzluk, keder, karamsarlık ve umutsuzluk içeren; haz ve ilgi azalması, enerjisizlik ve psikomotor gerilikle karakterize duygudurum bozukluğu. Bu temel belirtilerin yanı sıra konsantrasyon sorunu, özgüven azalması, suçluluk duyguları, kendine zarar verme ya da intihar düşünceleri, uyku düzeninde bozulma, iştah değişiklikleri, libido azalması, sosyal ve mesleki işlevlerde azalma gibi belirtiler de gözlenebilir.
Derealizasyon/gerçekdışılık (Derealization): Dış dünyaya yabancı olma duygusu. Kişi, içinde yaşadığı her zamanki çevresini ve bu çevredeki kişileri değişmiş ya da yabancı gibi hisseder. Dış dünyaya yapılan duygusal yatırımın geri çekilmesiyle, dış dünyanın anlamı ve gerçeklik duygusunun yitirilmesi, dünyanın ve insanların yabancı, anlamsız, adeta iki boyutlu bir resim, bir film sahnesi veya bir robot gibi algılanması durumu.
Direnç (Resistance): Psikanalistin bilinçdışı psişik malzemeyi ortaya çıkarma ve yorumlama girişimlerinin analizan tarafından sözel ya da davranışsal olarak engellenmesi. Bastırılan duygu, düşünce ve arzuların bilince geçmesini engelleme çabasıdır ve genelde değişime karşıdır.
Dissosiyasyon (Dissociation): Savunma mekanizması terimi altında açıklanan bilinçdışı sorunların, özelde akut duygusal stresi yaratan nesne ya da olayların psişenin diğer kısmından ayrılmasını içerir. Kişiliksizleşme (kendine yabancılaşma),gerçekdışılaşım (gerçekdışılık) ve otobiyografik devamsızlık türleri vardır.
Dolaylı travmatizasyon/Şefkat yorgunluğu/ (Vicarious traumatization/compassion fatigue): Travmazedelerle tekrarlı duygusal yakınlığın psikoterapiste etkisi.
DSM: Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı): Bu başvuru kitabında, psikiyatrik ve nörolojik bozukluklar sınıflandırılmakta, kodlanmakta, tanı kriterleri sunulmaktadır.
Duyarlılık (Sensitivity): Fark etme ve ayırt etme yetisi.
Duygu düzenleme (Emotional regulation): Kişinin bir duyguyu ya da duygular kümesini kontrol etme becerisi. Duygu düzenlemede koşullara farklı yaklaşımlarda bulunmanın ya da farklı davranışlar yapabilmenin rolü vardır.
Duygusal boşalım (Catharsis): Psikanalitik terapide, keder, kayıp veya herhangi bir travmatik olayla bağlantılı tüm duyguların terapötik deşarjına atıfta bulunur. Bu olayları kişinin bilincine geri döndürürken, daha önce bastırılmış olabilecek güçlü ancak uzun süredir bastırılmış duyguların serbest bırakılmasına izin verir.
Duygusal küntleşme (Blunted affect): Durumlara ve olaylara verilen duygusal tepkilerin köreldiği bir rahatsızlık.
Eğilim (Susceptibility): İncinebilirlik; enfeksiyon, yaralanma ya da bozukluklardan kolayca etkilenme ya da bu bakımlardan yüksek risk altında olma.
Epigenetik değişim (Epigenesis): Hücresel ve doku farklılaşması için kritik olan deoksiribonükleik asit (DNA) transkripsiyonunun karmaşık uzaysal ve zamansal modelini düzenleyen bir dizi mekanizmalardan bazılarının nükleotid dizisini değiştirmeyen, ancak genlerin transkripsiyonunu değiştiren DNA veya nükleozom modifikasyonlarıdır (Keverne ve Curley, 2008).
EMDR: Travma terapisi için geliştirilmiş bilimsel bir ekoldür.
Farmakoterapi (Pharmacotherapy): Psikoterapi, cerrahi veya tamamlayıcı ve alternatif teknikler gibi yöntemlerin aksine, ilaçların verilmesiyle bir bozukluğun iyileştirilmesi. Genellikle ilaç tedavisi olarak adlandırılır.
Füg (Fugue): Hastanın bulunduğu ortamdan uzaklaştığı, yeni bir kimlik ve yeni bir yaşam edindiği psikojenik amnezi.
Geçmişe Dönme (Flashback): Travmatik bir olayın, travmayla ilgili bir uyum sürecinden sonra tekrar yaşanması. Geçmişe dönüşler, travma sonrası stres bozukluğunda da görülür. Unutulan anılar esas travmayı anımsatan kelime, ses ya da kokular tarafından yeniden canlandırılır.
Genel uyum sendromu (General adaptation syndrome): Canlıların strese verdiği tepkiler bütünü. Sendromun alarm, direnç ve tükenme şeklinde üç evresi vardır. Evre 1. iki alt evreden oluşur. 1a: Şok evresinde beden ısısı, kan basıncı ve kas tonusu düşer, beden dokularında sıvı kaybı oluşur. 1b: Karşı-şok evresinde sempatik sinir sistemi uyarılır, kanda dokularında sıvı kaybı oluşur. adrenokortikal hormonlar artar, bütün bunlar, savunmaya yönelik savaş ya da kaç tepkisi ne yol açar. Evre 2: Yüksek olan fizyolojik faaliyet düzeyi, direnç evresinde sabit hale gelir. Bunun sonucu olarak bedensel kaynaklar tükenir, organ ve sistemlerde kalıcı olumsuz değişiklikler meydana gelir. Evre 3: Tükenme evresinde strese karşı oluşturulan uyum çöker. Uyku bozuklukları, sinirlilik, şiddetli konsantrasyon bozukluğu, huzursuzluk, motor koordinasyonu bozukluğu, yorgunluk ve çökkün duygudurum belirtileri ortaya çıkar. [Geliştiren/aktaran: Avusturya-Kanadalı, Macar asıllı endokrinolog Hans Selye (1907-1982)]
Genogram (Genogram): Soyağacı bilgilerini, kişisel hastalık ve ölüm geçmişlerini içeren ve aile üyeleri arasındaki kişilerarası ilişkilerin yönlerini içeren bir ailenin şematik temsili.
Girici düşünceler (Intrusive thoughts): Kaçınma çabalarına rağmen görevle ilgili düşüncelerin akışını kesintiye uğratan zihinsel olaylar. Üzücü girici düşünceler, travma sonrası stres bozukluğu ve obsesif-kompulsif bozuklukta yaygındır.
Güdülenmiş unutma (Motivated forgetting): Hoş olmayan bir anıdan kaçınma isteği tarafından güdülenen bellek kaybı. Çocukluk travmalarının yol açtığı bellek bozukluğunun nedenleri arasında yer alır.
Hezeyan (Delirium): Dikkatin sürdürülemediği, çevrenin yanlış algılandığı ve düşünce akışının düzensiz olduğu rahatsız bir zihinsel durum. Birey bilişte değişiklikler (dezoryantasyon, hafıza bozukluğu veya dilde rahatsızlık içerebilir), algısal rahatsızlıklar, halüsinasyonlar, yanılsamalar ve seslerin veya görüntülerin yanlış yorumlanması yaşayabilir. Nöbet hızla gelişir ve kısa bir süre içinde dalgalanabilir. Deliryuma enfeksiyonlar, beyin tümörleri, madde intoksikasyonu ve yoksunluğu, kafa travması ve nöbetler gibi çeşitli durumlar neden olabilir.
Homofobi (Homophobia): Önyargı ve öfkeyle ilişkili olarak eşcinsellere duyulan korku. İstihdam, barınma ve yasal haklar gibi alanlarda ayrımcılığa ve bazen şiddete yol açabilir. Aşırı homofobi cinayete yol açabilir.
Hormon (Hormone): Endokrin bezler, bazı organlar ya da dokular tarafından doğrudan kan dolaşımına salgılanan; uzak hedef organların ve dokuların işleyişini düzenleyen biyokimyasal maddeler grubu.
İnkar/yadsıma (Denial): Savunma mekanizması terimi altında açıklanan bilinçdışı sorunların hatta gerçeğin bilinç düzeyinde yadsınmasını içerir.
İstismar/ Kötüye kullanım (Abuse): Bir kişinin, diğer bir insana ya da hayvana zalimce, vahşi veya küçük düşürücü şekilde davranması. Girişimsel nitelikte olan davranış. Terim genellikle fiziksel kötü muameleyi ifade eder, ancak cinsel ya da psikolojik (duygusal) kötü muameleyi
Kaçınma (Avoidance): Belirli durum, çevre, kişi ya da varlıktan uzak durma. Nedenleri arasında a. bunlarla karşılaşmadan beklenen olumsuz sonuçlar veya b. yarattığı kaygı veya acı veren duygular bulunur. Bir başa çıkma yöntemi, korku ya da utanca karşı bir tepki, kaygı bozukluklarının bir bileşenidir.
Karşı aktarım (Counter transference): Psikanaliz sırasında, psikanalistin, geçmiş nesne ilişkilerini bilinçdışı bir şekilde analizana aktarması ve geçmiş deneyimlerini tekrarlaması.
Katekolamin (Catecholamine): Beyinde ve endokrin sistemde üretilen bir grup biyoaminden biridir. Bunlar dopamin gibi nörotransmitterleri ve epinefrin ve norepinefrin hormonları gibi metabolitleri içerir.
Dopamin (Dopamine): Katekolamin grubundan bir nörotransmitter. Ödülle güdülenen amaca yönelik davranışlarda, duygusal davranışlarda, hereketlerin koordinasyonunda rol oynar.
Nörotransmitter (Neurotransmitter): Sinir hücreleri arası iletişimin kimyasal sinaps üzerinden gerçekleşen türünde kullanılan, eksitatör ya da inhibitör etkisi olan biyokimyasal madde.
Kortizol (Cortisol): Kan şekeri seviyesini yükselten önemli bir hormon. İnsanda kandaki kortizol seviyesi uyku-uyanıklık döngüsüne (sabah 09:00 sularında en yüksek, gece yarısındaen düşüktür) ve diğer faktörlere göre değişir. Stres ve hamilelik kortizol düzeyini yükseltir; karaciğer ve böbrek hastalıkları düşürür.
Kaygı (Anxiety): Bir tehlike, felaket ya da talihsizliğin yaklaşmakta olduğu endişesi ve bedensel gerilim belirtileriyle tanımlanan duygu türü. Beden böyle bir tehdide karşı harekete geçer. Bedendeki kaslar seçici olarak gerilir, solunum hızlanır, kalp atım hızı artar. Kaygı korkudan hem kavramsal hem de psikolojik olarak ayrılır. Kaygı beklenen bir problem ile ilgili endişe ya da belirsiz ve tanımlanamayan bir tehdide verilen orantısız tepkidir. Yani kaygı gelecekteki bir tehdit ile ilgilidir. Korku, tanımlanabilen belirli bir tehdide verilen, ona uygun büyüklükte olan, şu anki tehlikeye karşı tepkidir.
Keder (Grief): Büyük bir kayıptan, genelde de sevilen bir kişinin ölümünden sonra deneyimlenen derin acı. Kayıp ve yas süreçlerinin bileşenlerinden biridir. Ancak her kayıp güçlü bir keder tepkisine neden olmayabilir ya da keder tepkisi herkesin önünde ifade edilmeyebilir. Keder genel olarak fizyolojik stres, ayrı kalma kaygısı, kafa karışıklığı (konfüzyon), takıntılı bir şekilde geçmişte yaşama ve gelecekle ilgili endişe içerir.
Kimlik krizi/kimlik bunalımı (Identity crisis): Toplumdaki rolünün ya da kendisine ilişkin toplumsal beklentilerin değişmesi, stres gibi etkenler sonucunda kişinin içine girdiği kimlik belirsizliği ya da kimlik karmaşası. Psikososyal kurama göre 12-19 yaş, kimlik kazanımına karşın kimlik karmaşasının yaşandığı dönemdir. Sağlıklı kişilik gelişiminde, bu kriz, kimlik kazanımı yönünde çözülür.
Kimlik sentezi (Identity synthesis): Kimlik sentezi bireyin benlik duygusuyla ilgili çeşitli içerikleri işlevsel ve içsel olarak tutarlı bütünler haline getirme yeteneğini gösterir.
Konfüzyon (Confusion): İçinde bulunulan zaman ve mekana ilişkin yönelim bozukluğu.
Koruyucu faktörler/dayanıklılık (Resiliance): Koruyucu faktörler; sıkıntı, travma, trajedi, tehditler veya aile ve ilişki sorunları, ciddi sağlık sorunları veya işyeri ve finansal stres faktörleri gibi önemli stres kaynakları karşısında iyi uyum sağlamayı sağlayan becerilerdir.
Kriz (Crisis): İçinde bulunanlarda önemli bilişsel veya duygusal stres yaratan bir durum (örneğin, travmatik bir değişiklik).
Kriz yönetimi (Crisis management): Ani veya sürpriz bir tehlikenin yarattığı zorluklarla savaşmak için kaynakların düzenlenmesi. Bir felaketin yarattığı psikolojik baskı, etkilenen kişilerin veri işleme yeteneklerini azaltabilir. Bu durum kriz yönetimi ekipleri tarafından sorunlara olası çözümler üzerinde düşünülürken göz önünde bulundurulmalıdır.
Kurtarma fantezisi/Karşıt aktarım (Rescue fantasy): Terapistin danışanını kurtaracak kişi olarak kendisini görmesi yönündeki karşıt aktarımıdır.
Limbik sistem (Limbic system): Hippokampal formasyon, singulat girus, septal alan, amigdala ve diensefalonun bazı kısımlarından oluşan, kortikal ve subkortikal bileşenleri olan yapılar topluluğu. Limbik sistem dürtü ve güdüler, duygu ve duygulanım, koku fonksiyonu ve otonom fonksiyonlardan, özelde de bildirilebilen bellek, topografik bellek (navigation) ve duygusal
Madde bağımlılığı (Substance dependence): Terimin daha önceki adı tutkunluktur (addiction).Psikoaktif maddeler grubuna giren madde için madde kötüye kullanımı; maddenin tekrarlı kullanımı sonucu alışma ve tolerans; madde bırakıldığında yoksunluk sendromu gelişir.
Maruz bırakma (Exposure): Anksiyete bozukluklarının tedavisinde etkili olan bir davranış terapisi şeklidir. İster (canlı) ister hayal gücünde olsun, korkulan bir uyaranla sistematik ve tekrarlanan yüzleşmeyi içerir ve bir dizi davranışsal müdahaleden herhangi birini kapsayabilir.
Maslow gereksinimler hiyerarşisi kuramı (Maslow’s motivational hierarchy theory): Kuramda öne sürülen gereksinim hiyerarşisine göre, canlılar, öncelikle alttaki gereksinimlerini karşılarlar, bunlar doyuma ulaştırıldıkça üstteki gereksinimler gündeme gelir. Fizyolojik gereksinimler (yiyecek, su, cinsellik vb.) en alttadır; bunlara DÜRTÜ denir. Dürtüleri, sırayla, güvende olma, ait olma/sevgi (toplumsal yaşamla ilişkili), öz-değer/sosyal onay (saygınlıkla ilişkili) gereksinimleri izler. Daha sonra bilişsel, estetik ve hiyerarşinin en üstünde öz-gerçekleştirim gereksinimleri gelir. Son üç gereksinime “meta” gereksinimler denir. [Geliştiren/aktaran: Amerikalı psikolog Abraham Maslow (1908-1970)]
Müdahale (Intervention): 1. Klinik psikolojide, psikoterapistin, danışanın sorunlarını ele almada eylemde bulunması. 2. psikanalizde, gelişmeyi sağlamak için yapılan tüm etkinlikler (yorumlama, soru sorma, susma vb.). 3. travmatik bir olay, bağımlılık, kriz veya diğer ciddi sorunlarda, kişinin profesyonel yardım almasını sağlamak için bir grup insanın (aile, arkadaşlar, öğretmenler vb.) eşgüdümlü çalışması.
Miyelinasyon (Myelination): Nöronların aksonu etrafında bir miyelin kılıfı oluşturma sürecidir.
Nesiller arası aktarım (Multigenerational transmission): Psikolojik sorunlara uygulandığında, kaygı gibi bazı durumların nesiller boyunca aktarıldığı teorisidir. Daha geniş aile sistemleri teorisinde bulunan temel kavramlardan biri, insanların bilinçsizce daha yüksek bir kaygı düzeyine geçtiklerini, bu da her nesilde üyeye uyum sağlayan düşünce ve davranışların yerini aldığını gösterir.
Optimal travma (Optimal trauma): Çocukluk dönemindeki tümgüçlülük ve büyüklenmeciliğin törpülenmesi için gerekli olan, çocuğun taşıyabileceği düzeydeki küçük travmalar.
Otonom sinir sistemi (Autonomic nervous system): Dolaşım, solunum, sindirim ve üreme organlarındaki düz kaslar ve bezlerden oluşan sinir sistemi bölümü. Otonom tepkiler kalp atışı, salyalama, sindirim, terleme, göz bebeği boyutundaki değişim, hormon salgılama, mesane kasılması gibi istemsiz ve bilinçdışı fonksiyonlardan oluşur. Genelde birbirinin zıttı tepkilere yol açan iki bölümden oluşur: sempatik sinir sistemi ve parasempatik sinir sistemi. OSS, bedenin ve iç organların (viscera), yani iç ortamın, homeostaz doğrultusunda düzenlenmesinden sorumludur.
Parasempatik sinir sistemi (Parasympathetic nervous system): Otonom sinir sistemi bağlamında yer alan bu sinir sistemi bölümü, depolanan enerjinin korunması ve yenilenmesini sağlar; canlı gevşer, yüksek enerji gerektiren faaliyetler yavaşlar ya da baskılanır. Bazı etkiler: kalp atım hızı düşer, hazım sürecine yardımcı faaliyetler artar, gözbebekleri küçülür.
Sempatik sinir sistemi (Sympathetic nervous system): Otonom sinir sistemi bağlamında yer alan sinir sistemi bölümü. Savaş-ya da-kaç tepkisinin gerektirdiği şiddetli fiziksel aktiviteyi oluşturur, depolanan enerjiyi harcar. Organ ve sistemler üzerindeki etkisi parasempatik sisteme genelde zıttır. Bazı etkiler: kalp atım hızı artar, hazma yardımcı faaliyetler azalır, gözbebekleri büyür.
Önyargı (Prejudice): Belirli bir grup veya kişiyle herhangi bir deneyimi olmaksızın, peşinen oluşturulan olumsuz tutum. Önyargıların şu bileşenleri vardır: a. nefret arasında değişir). inançları içerir). c. duygulanımsal (tedirginlik ve b.bilişsel (kişi ve gruplar hakkında, kalıpyargı gibi varsayım ve gibi şiddet türünden olumsuz davranış). Irklara karşı davranışsal (ayrımcılık önyargı ırkçılık, cinsiyete ilişkin önyargı cinsel ayrımcılık olarak adlandırılır.
Özerklik ihtiyacı (Need for autonomy): Bir birey, grup veya toplumda bağımsızlık ve kendi kaderini tayin etme ihtiyacı.
Paranoid psikoz (Paranoid psychosis): Kötülük görme sanrıları ile belirgin olan psikotik bir durum, kişilik düzensizliği veya ayrışması.
Psikoeğitim (Psychoeducation): Psikoeğitim, hem eğitimsel hem de terapötik teknikleri içeren ve çeşitli tıbbi, psikiyatrik ve diğer yaşam zorlukları olanlara hizmet etmek için uyarlanabilen, bakıma yönelik esnek, güçlü yönlere dayalı bir yaklaşımdır.
Psikolojik bilgilendirme (Psychological debriefing): Genel olarak psikolojik morbiditeyi önlemeyi ve travmatik bir olaydan sonra iyileşmeye yardımcı olmayı amaçlayan danışmanlık ve bilgi vermeyi içeren bir dizi prosedür olarak tanımlanır.
Psikolojik dayanıklılık/psikolojik sağlamlık (Resilience): Zorlukların üstesinden gelmeyeteneği. Zor ya da uğraştırıcı (challenging) yaşam deneyimlerine karşı oluşan zihinsel, duygusal ya da davranışsal esnekliği, iç ve dış koşullarda ayarlama (adjustment) yapabilmeyi
Psikolojik ilk yardım (Psychological first aid): Psikolojik ilk yardım afet, kaza, terör saldırısı veya bireysel/toplumsal düzeyde olumsuz etkilere neden olan herhangi bir olay sırasında ya da sonrasında gerçekleştirilen bir çeşit erken dönem psikososyal müdahale yaklaşımıdır. İlişki ve bağ kurma, güvenlik ve rahatlamanın sağlanması, dengeleme, bilgi edinme, temel ihtiyaçlar konusunda yardımcı olma, sosyal destek, bilgilendirme, iş birliği kurulabilecek diğer hizmetlerle ilişkilendirme olmak üzere 8 basamaktan oluşmaktadır (Demircioğlu, Şeker &
Psikosomatik (Psychosomatic): Ruhsal ve bedensel etkenlerin etkileşimi; ya da hem ruhsal hem de bedensel (organik) etkenlerden kaynaklanan hastalık.
Psikososyal Yaklaşım (Psychosocial Approach): İnsan davranışlarının nedenselliğinde biyolojik etmenlerden çok ruhsal etmenleri ve sosyal şartlanmayı vurgulayan bir yaklaşımdır.
Psikoterapi/psikolojik tedavi (Psychotherapy): Zihinsel (ruhsal) ve davranışsal bozuklukların ve uyum (adaptation) yeteneğini ifade eder. Aker, 2019).
psikoloji biliminin yöntem, teknik ve yaklaşımlarını,
Psikoterapist ya da psikanalist tarafından uygulanır.
değerlendirilmesi, tanı ve tedavisinde kuram ve yasalarını kullanan tedavi türü. Bireysel psikoterapi ve grup psikoterapisi formları vardır.
Psikoz (Psychosis): Majör bir bozukluk olup tüm zihinsel süreçleri (biliş, yönetici işlevler,
içgörü, duygu, duygulanım) etkiler. Bu bağlamda, hastada, gerçeklik testi yoktur, konuşma ve
düşünme mantık-dışı ve tutarsızdır, sanrı (delusion) ve varsanılar (hallucination) vardır. Hasta
günlük yaşam için gereken beceri ve işlevleri yerine getiremez, yaşamını yönetemez, tıbbi
desteğe muhtaçtır. Kalıtsal, toksik ve nörolojik (organik) faktörlerden kaynaklanır.
Risk faktörleri (Risk factor): Bir hastalık veya bozukluk geliştirme veya tehlikeli durumlara
karışma olasılığını artıran davranışsal, kalıtsal, çevresel veya diğer hususlar.
Savaş ya da kaç tepkisi (Fight or flight response): Tehdit edici, stres yaratıcı durumlarda
sempatik sinir sisteminin aktivasyonu bağlamında ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler
örüntüsü. Enerjinin seçici mobilizasyonunu içeren bu fizyolojik örüntü, temelde, tehdit veya
stres unsuruna saldırmayı ya da ondan kaçmayı veya kaçınmayı sağlayan değişikleri içerir.
Sempatik sistem aktivasyonu kalp atım hızının artması, solunumun hızlanması, kan basıncının
yükselmesi, göz bebeklerinin büyümesi, kan akışının iskelet kaslarına ve beyne yönlenmesini
içerir. Bu aktivasyon sırasında, amaca doğrudan hizmet etmeyen organ ve sistemlerin
faaliyetleri, örneğin sindirim sistemininkiler, baskılanır veya ketlenir.
Savunma mekanizması (Defence mechanism): 1. Klasik psikoanalitik kurama göre, psişik
çatışmalar karşısında egonun başvurduğu davranış örüntüsü. Gerçeğin olduğundan farklı
algılanmasını sağlar, gerçeği yadsır ya da çarpıtır; kısaca, kişinin sorunlarını bilinç düzeyindeki
algılama biçimini değiştirir. Ancak bu algılama biçimi, temelde, kişinin kendisini aldatmasını
içerir. Bu mekanizmalarla ilgili bir başka kritik konu, kişinin, sorunla doğrudan başa
çıkmadığının, bilinçdışına itilenleri orada tutmak için bazı mekanizmalar kullanmakta
olduğunun bilincinde olmamasıdır.
2. Güncel klinik psikolojide, savunma mekanizmaları, günlük sorunlarla başa çıkmak için
kullanılan normal araçlar olarak kabul edilir. Ancak savunma mekanizmalarından herhangi
birisinin aşırı kullanılması ya da olgunlaşmamış savunma mekanizmalarının kullanılması
durumu psikopatolojiyle yakından ilişkilidir.
Serebral korteks (Cerebral cortex): Beynin gri maddeden oluşan dış tabakasına verilen isim.
Ön beynin bir parçasıdır ve kafatasının iç yüzeyine yakın kıvrımlarda bulunur. Yapısal olarak,
serebral korteks, gyri olarak bilinen sırtlar ve sulkus veya fissür adı verilen yarıklarla kaplı
büyük kabuklu bir ceviz gibi görünür.
Frontal korteks (Frontal cortex): Serebral korteksin en ön kısmının adı.Prefrontal korteks (Prefrontal cortex): Beynin serebral hemisferlerinin her birinin ön lobunun
en ön kısmı. Dikkat, planlama ve hafızada hareket eder.
Somatoform bozukluk (Somatoform disorder): DSM-5’teki adı Bedensel Belirti Bozuklukları
ve İlişkili Bozukluklar’dır. Bu gruptaki bozukluklarda tıpsal bir duruma işaret edebilecek yoğun
fiziksel şikayetler vardır. Kişi kendini gerçekten hasta hisseder, hasta olduğunu düşünür. Ancak
bu şikayetler için temelde yatan bir organik bozuklukkanıtı yoktur. Aksine, şikayetin psikolojik
olduğuna işaret eden pozitif kanıtlar vardır.
Stres (Stress): bedendeki hemen hemen tüm organ ve sistemleri etkileyen, içsel ya da dışsal
kuvvetlere ya da olaylara karşı verilen fizyolojik ve psikolojik tepkiler örüntüsü.
Fiziksel stres tepkileri (Physical stress reaction): yorgunluk, ağrı, mide/bağırsak
problemleri…
Bilişsel stres tepkileri (Cognitive stress reaction): aşırı uyarılmışlık, kabuslar, girici
düşünceler…
Duygusal stres tepkileri (Emotional stress reaction): korku, kaygı, yas…
Davranışsal stres tepkileri (Behavioral stress reaction): cinsel problemler, alkol/madde kullanımında artış, irkilme…
Şiddet döngüsü (Cycle of violence): Döngü, ilki balayı aşaması olmak üzere üç aşamadan oluşur ve burada istismara uğrayan taraf, istismara uğrayan kişiye sevgi ve saygıyla yaklaşır. İkinci aşama, istismarcının, istismar edilen tarafa karşı sinirlilik ve öfke göstermeye başladığı gerilimin artmasıyla tanımlanır. Üçüncü ve son aşama, istismarın fiilen gerçekleştiği şiddet aşamasıdır. Bunu takiben döngü devam eder ve kendini tekrar eder. Zamanla birinci aşamanın süresi kısalmakta, ikinci ve üçüncü aşamaların süresi uzamaktadır.
Tedavi Rasyoneli: Bilişsel davranışçı terapi ekolünde kullanılan bir terimdir. Danışanlara yaşadıkları problemler ve bu konuda yapabilecekleri hakkında bilgi verir.
Tekrarlama kompulsiyonu (Repetition compulsion): Klasik psikoanalitik kurama göre olay, durum ya da travmaların üstesinden gelmek için onları tekrar tekrar yaşama yönündeki bilinçdışı gereksinim. Bastırılmış olan acı verici deneyimin, onu temsil eden bir yeni durumda tekrarlanmasını ya da kişinin kendini, onları tekrar yaşama olasılığı olan durumlara sokmasını içerir.
Terapötik (Therapeutic): 1) Tedaviyle ilgili 2) Tedavi edici, iyileştirici etkisi olan.
Tetikleyici (Trigger):Bir uyarıcı olarak iş gören ve bir tepkiyi ya da tepkiler zincirini başlatan, harekete geçiren, su yüzüne çıkaran veya şiddetini arttıran etken.
Tetikte olma (Vigilance): Çevrede oluşan veya oluşabilecek önemli değişikliklere ya da tehdit durumlarına karşı üst düzeyde farkındalık ve dikkat durumu. Çevreyi ve özellikle seyrek hedef uyarıcıları uzun süreler boyunca izleyebilme yeteneği. Kesintisiz ve üst düzeyde hazır bulunmayı içeren tetikte olma hali, bilişsel zorlanmaya ve fizyolojik strestepkilerine neden olabilir. Maksatlı ve bilinçli bir süreci ifade edebildiği gibi örtük ve bilinçdışı olarak da gerçekleşebilir.
Toplumsal travma/kitlesel travma (Collective trauma): Herhangi bir grup insan tarafından paylaşılan ve hatta tüm toplumu etkileyebilen travmatik bir olaya verilen psikolojik bir tepkidir.
Toplumsal dayanıklılık (Community resilience): Topluluk dayanıklılığı, bir topluluğun olumsuz durumlara (örneğin ekonomik çöküşten küresel felaket risklerine) yanıt vermek, bunlara dayanmak ve bu durumlardan kurtulmak için mevcut kaynakları (enerji, iletişim, ulaşım, gıda, vb.) kullanma konusundaki sürdürülebilir yeteneğidir.
Travma sonrası büyüme (Post traumatic growth): Bireyin travmatik bir olayla mücadelesi sonucunda yaşadığı olumlu değişim deneyimidir. Travma sonrası büyüme (a) en belirgin şekilde düşük seviyeli stresten ziyade şiddetli kriz koşullarında ortaya çıkar; (b) sıklıkla yanılsamanın ötesine geçiyor gibi görünen dönüştürücü yaşam değişiklikleri eşlik eder; (c) bu nedenle, bir başa çıkma mekanizmasından ziyade bir sonuç olarak deneyimlenir; ve (d)genellikle kişinin hayatı hakkında gelişen veya gelişmenin ima etmediği temel varsayımların sorgulanmasını gerektirir (Tedeschi, Calhoun ve Groleau, 2015).
Travmatik bellek izi (Traumatic memory trace): Travmatik bellek izi, esas olarak subkortikal ve birincil algısal alanlarda yer alır, onu otonom ve algısal belirteçlerine sıkı sıkıya bağlı bırakır ve otobiyografik, kortikal bellek ağlarında uygun entegrasyondan yoksundur. Bir travma tetikleyicisine maruz kalma, daha sonra, sözlü olarak ifade edilmesi çok zor olan, genellikle zaman içinde parçalanmış ve çoğunlukla bağlantılı birincil duyusal bilgilerin (görüntüler, koku, sesler) içeren, yalnızca istem dışı olarak geri alınan bir bellek izi (izinsiz giriş) ile sonuçlanır.
Travmatik hafıza (Traumatic memory): Örtük ve duyumsal hatıralar/sözel hafıza devre dışı: Kişisel olarak travmatik bir olayın anısıdır. Belleğin olay ve kişinin ona verdiği tepkilerin – duyusal, bilişsel, duygusal ve fizyolojik- yeniden yaşanıyormuş gibi yaşanması, yoğun geçmişe dönüşler ve kabuslar, travma geçirmiş insanları, bir rahatlama umudu olmadan, sürekli tekrar eden anılara sebep olabilir (Van der Kolk, Hopper, & Osterman, 2001).
Travmatik olay (Traumatic event): Doğrudan yaşanılan ya da doğrudan tanıklık edilen ya da aile bireyi ya da yakın arkadaşın başına gelen ya da mesleki olarak deneyimlenen gerçek göz korkutucu bir biçimde ölümle ya da ağır yaralanmayla karşı karşıya gelmiş ya da cinsel saldırıya uğramış olma.
İkincil travmatik stres (Secondary traumatic stress): Travmaya doğrudan maruz kalmamış olan hizmet sağlayıcılarında da ortaya çıkabilen, post-travmatik stres bozukluğundakine benzeyen belirtiler.
Travmatik yas (Traumatic grief): Genellikle sevilen birinin ani ve beklenmedik ölümünün ardından ortaya çıkan şiddetli bir ayrılık sıkıntısı biçimi. Uyuşukluk ve şoka sıklıkla bir beyhudelik duygusu ve hayatın anlamsızlığı eşlik eder, ancak bütününde sendrom diğer birçok acı verici ve işlevsiz tepkiyi içerir.
TSSB (PTSD): Travma sonrası stres bozukluğu; travmatik bir yaşantının sonucunda oluşabilecek ruhsal bir hastalıktır.
Tükenmişlik (Burnout): Kişinin işinde ya da kariyerinde, fiziksel, duygusal veya zihinsel alanlarda gözlenir. Tükenmişliğin göstergeleri arasında güdüde azalma, performansta düşme, kendine ve başkalarına karşı olumsuz tutum bulunur. Aşırı ve uzun süreli fiziksel ve zihinsel zorlanma ve çok ağır iş yükü altında çok yüksek performansta bulunmanın yol açtığı stres ve gerilimden kaynaklanır. Maslach (2001) tükenmişliğin duygusal tükenme, duyarsızlaşma (empati yoksunluğu) ve düşük başarı hissi olmak üzere üç bileşeni olduğunu belirtmektedir.
Uyum (Adaptation): Kişide farklı ya da değişen koşullara uymak için oluşan değişimler. Bu anlamda, terim, çevreye etkin bir biçimde uyum sağlanmasını ve çeşitli alanlarda en iyi şekilde işlevde bulunulmasını sağlayan davranışları ifade eder.
Yas (Grief): Sevilen birisinin kaybedilmesine yönelik bir tepki (üzüntü ve buna bağlı uykusuzluk, iştahsızlık, kilo kaybı gibi semptomlar) ve bu kayba uyum sağlama süreci.
Yaşamda kalanla özdeşim (Identification with survivor): Terapistin dolaylı travmatizasyon sebebiyle koruma aramak veya tehlikeye atılan kimliklerini yeniden inşa etmek için kullandığı bir savunma biçimidir, danışan ile özdeşim kurmak. Bu, tedavi sürecini ve danışanın travmadan iyileşme sürecini ciddi şekilde engelleyebilir.
Zarar görebilirlik (Vulnerability): Belirli maddelere veya koşullara maruz kaldığında bir bozukluğu, durumu veya hastalığı geliştirmeye yatkınlık.
KAYNAKLAR:
1) APA Dictionary of Psychology
2) American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). Washington, DC.3) Bosher, Lee; Chmutina, Ksenia (April 3, 2017). Disaster Risk Reduction for the Built Environment. 111 River Street. Hoboken, NJ 07030: John Wiley & Sons. p. 32. ISBN 9781118921500
4) Demircioğlu, M., Şeker, Z., & Aker, A. T. (2019). Psikolojik ilk yardım: Amaçları, uygulanışı, hassas gruplar ve uyulması gereken etik kurallar. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 11(3), 351-362.
5) Hesse, A. R. (2002). Secondary trauma: How working with trauma survivors affects therapists. Clinical Social Work Journal, 30(3): 293-309.
6) Kenardy, J.A. (2000). The current status of psychological debriefing. British Medical Journal, 321, 1032-1033.
7) Keverne, E. B. & Curley, J. P. (2008). Epigenetics, brain evolution and behaviour. Frontiers in Neuroendo- crinology 29: 398-412.
8) Kristina Naff (2014) A framework for treating cumulative trauma with art therapy, Art Therapy, 31(2), 79-86.
9)Kukuoğlu, A. (2018). Doğal afetler sonrası yaşanan travmalar ve örnek bir psikoeğitim programı. Afet ve Risk Dergisi, 1(1), 39-52.
10) Lahad, M. (2017). From victim to victor: The development of the BASIC PH model of coping and resiliency. Traumatology, 23(1), 27.
11) Little, R. (2012). The inevitability of unconscious engagements and the desire to avoid them: A commentary on Stuthridge. Transactional Analysis Journal, 42(4), 257-264.
12) Oxford Bibliographies
13) Maslach, C., Schaufeli, W. B., & Leiter, M. P. (2001). Job burnout. Annual Review of Psychology, 52(1): 397-422.
14)Morsünbül Ü. (2010). Ergenlikte kimlik gelişimini açıklayan yaklaşımlar/modeller: Ergen ruh sağlığı açısından sonuçları. Turk J Child Adolesc Ment Health, 17: 105-111.
15)Prof. Dr. Sirel Karakaş Psikoloji Sözlüğü
16) Sarp N. (1999). Sağlık hizmetlerinde afet yönetimi. Deprem Araştırma Enstitüsü Bülteni, 81: 5-54.
17)Selçuk Budak Psikoloji Sözlüğü
18) Sudbrack, R., Manfro, P. H., Kuhn, I. M., de Carvalho, H. W., & Lara, D. R. (2015). What doesn’t kill you makes you stronger and weaker: How childhood trauma relates to temperament traits. Journal of Psychiatric Research, 62, 123-129.
19) Tedeschi, R. G., Calhoun, L. G., & Groleau, J. M. (2015). Clinical applications of posttraumatic growth. Positive Psychology in Practice: Promoting Human Flourishing in Work, Health, Education, and Everyday Life, 2, 503-518.
20)Treatment Improvement Protocol (TIP) Series, No. 57. Center for Substance Abuse Treatment (US). Rockville (MD): Substance Abuse and Mental Health Services Administration (US); 2014.
21) Van der Kolk, B. A., Hopper, J. W., & Osterman, J. E. (2001). Exploring the nature of traumatic memory: Combining clinical knowledge with laboratory methods. Journal of Aggression, Maltreatment & Trauma, 4(2), 9-31.
22) van Marle, H. (2015) PTSD as a memory disorder. European Journal of Psychotraumatology, 6(1).
23) 24) https://www.apa.org/
25) https://psychologydictionary.org/
26) https://sinirbilim.org/
