Yas, kayıp, ölüm kavramları insanlık tarihi boyunca ızdırabın ve acının kaynağını temsil etmektedir. İnsanlar olarak ölümün gerçekliğine karşı pek çok mekanizma geliştiririz. Ancak bir kişinin kendisinin öleceğini bilmesinin getirdiği kaygı ve sıkıntı ile sevilen bir kişinin kaybı daha farklı sonuçlar doğurabilir. Ancak burada kayıp her zaman bir “kişi” olmak zorunda değildir. Yıllarca inanılan bir gerçeğin yalan çıkması, aldatılmak ya da çok sevdiğimiz bir evcil hayvan dostumuzun kaybı da çeşitli yas tepkileri vermemize sebep olabilir. Ölüm, zihinsel bir olgudur, dolayısıyla sadece bir insanın ölümünü kast etmek zorunda değildir.

İnsanlar ölüm karşısında sıklıkla bazı ortak tepkiler gösterirler. Bir vefatın ardından görülebilecek bazı “normal” tepkiler şunlardır:
- Sürekli ağlama ya da duygusuzluk hali
- Uyku ve iştah değişiklikleri
- Suçluluk, pişmanlık, öfke ya da boşluk duygusu
- Hayatın anlamsız gelmesi
- Sosyal hayattan uzaklaşma… gibi.
Modern hayatın akışı, insanın ölümlü oluşu veya ölümü hatırlamasına uzak bir düzenek oluşturmak amacıyla oluşturulmuş. Çünkü ölümü hatırlamak ya da onla yüzleşiyor olmak, insanları sürekli bir tiyatro oyuncusu olmasından sıyırıp onu gerçek ile temasa yaklaştırır. Gerçek ile teması güçlü olan bir insan, sistemin istediği bir aktör olmaya dair oluşan yapay isteklerden uzaklaşır ve daha çok kendi içsel gerçekliği ile ilgilenir. Örneğin ablası ile sürekli çatışan, kavga eden bir kişi, ablasının ölümü sonrası ablasının konumunun onun için aslında ne kadar değerli olduğu gerçeği ile yüzleşebilir. Ölümün gerçekliğinin yadsındığı bir dünyada bir kişi küçük kavgaların, hırsların kurbanı olabilir. Ancak ablasını kaybeden bu kişi vefatın ardından kavga ile geçen vakitlerine ve yaşanmamış güzel günlerin de acısını deneyimleyebilir. Ya da kötü bir ebeveynlik yapmış bir kişinin vefatı ona dair hem öfke hissederken bir yandan da öfke hissediyor olmanın getirdiği utanç ile birlikte içinden çıkılamaz düşünce ve duygulara sebep olabilir.
Dolayısıyla sevilen bir kişinin kaybı sadece bir “kayıp” değildir. Yaşananlar, yaşanamayanlar, kızgınlıklar, öfke, pişmanlık, söylenmemiş sözler gibi pek çok şey insanın içinde ukde olarak kalabilir. Tüm bu işlenmemiş yaşantılar, yas sürecinin normalden sapmasına sebep olur.
Peki Normal Yas Nedir?
Yas yaşayan bir kişi kendisini suçlu, aciz, öfkeli, kötümser, hatta mutlu!, delirmiş, umutsuz, kaygılı rüyalar… sayısız duygu düşünce ve bedensel his yaşayabilir. Yas sürecinde tüm bu süreçler “Normaldir!”. Ancak zamanla bu acıların yavaş yavaş dinmesi beklenir. Burada da belirlenen ideal süre 6 ay ile 1 yıl arası bir süreci kapsar.
6. Ay
Yas sürecinin 6. ayında insanların bir şekilde aşırı yoğun hislerden kurtulmaları umulur. Eğer 6 ay geçmesine rağmen yas süreci hala yoğun yaşanıyor, günlük yaşamı ciddi şekilde etkiliyor (işte zorlanma, odaklanmakta zorlanma, insan ilişkilerinde zorlanma gibi), kişi hiçbir duygu hissetmediğini söylüyor ve kendisine zarar vermekten bahsediyorsa bu durumda komplike yas ya da patolojik yas kavramlarından bahsedebiliriz.
Yas Süreçleri Nelerdir?
Elisabeth Kübler-Ross (1969) tarafından geliştirilen bir model, insanların yaşadığı yas evrelerini sıralamayı amaçlamıştır. Buna göre
- İnkar: Kişi, yaşanan olayın gerçekliğini kabul edemez. Beyin bir şok halindedir ve mevcut gerçekliği kabul etmek istemez. Kaybedilen kişi sanki biraz sonra eve gelecek, bir yerlerden çıkacak, sanki telefon ile arayacak gibidir.
- Öfke: Kişi, yaşadığı bu duruma karşı sitem haline geçer. Bu durumun neden kendi başına gelmiş olduğunu sorgular. Kaybın gerçekliği kişide öfke oluşturmaya başlar. Kişi Allah’a, kendisine, vefat eden kişiye kızabilir. Bu aşamada öfke dışa vurulmak ister.
- Pazarlık: Vefat eden kişi iyi ya da kötü, kişinin hayatında bir konumda yer almaktadır. Bu yerin kaybedilmiş olması kişi için çeşitli denge arayışlarına girmesine sebep olabilir. “Eğer böyle olursa ben de şöyle yaparım”, denir. Dini ya da manevi yönelimler artabilir. Bu evrede amaç kontrolün yeniden ele alınmasıdır.
- Depresyon: Bu evre gerçekliğin yani kaybın artık geri döndürülemez bir gerçek olduğunun anlaşıldığı evredir. Bu evrede anlamsızlık duygusu yoğundur. Yoğun bir hüzün, boşluk hissi, yalnızlık görülebilir. Uzman olmayan bir kişi normal yas tepkisi olarak görülen depresyon ile klinik depresyonu karıştırabilir. Bu sebeple uzmanlık bunları ayırt etmede önemlidir.
- Kabullenme: “Bu gerçekti, yaşandı, onunla helalleştim ve artık yaşama kaldığım yerden devam etmeliyim”, evresidir. “Yaşama devam ediyor olmak” sözü bazen tetikleyici olabilir. Sanki o kişi geride öylece bırakılıp unutulacak gibidir. Oysa bu evreden kastımız bu değildir. Acı, oradadır. Ancak “acı olarak var olma” yaşamı sürdürmeye engel olur. Artık “acı ile var olma” ve yürümeye devam etmenin gerekliliği anlaşılır. Burada duygular ve kişi tekrar bir denge haline kavuşmaya başlar. Hayat o kayıp üzerine yeniden şekillenir.
UYARI
İnsan yaşamı kitabi değildir. Yukarıdaki gibi sıralamalar matematiksel – “büyük orada” insan davranışlarını sıralamaktadır. Bu evreler hep aşama aşama ilerlemek zorunda değildir, geri dönülebilir. Bazen bazı evreler yaşanmayabilir. Ne 20. gün acı çekmeyi bırakan bir insan anormaldir denebilir ne de 2 yıl sonra hala üzgün bir insana “abarttığı” söylenebilir. Ancak hiç acı çekmemek ile aşırı acı çekmek, insanların günlük hayatını, yaşam kalitesini, diğer insanlarla olan ilişkilerini askıya almasını, iş hayatındaki konumunu etkileyebileceği için bir danışmanlık hizmeti almak önerilmektedir. Bazen süreci sağlıklı yürüten bir insan, kayıp sonrası yeni yaşamında nereye konumlanması gerektiğine dair de bir yas danışmanlığı sürecinden geçmek isteyebilir.
Bu sebeple yas danışmanlığı için her zaman 6 ay beklemek zorunluluğu yoktur. 2-3 haftalık süre sonra da bu süreç başlayabilir.
Yas Danışmanlığında Ne Yapılır?
Öncelikle kayıp danışan ile birlikte ele alınır ve konuşulur.
Hangi duyguların ön planda olduğu dikkatle incelenir (öfke, suçluluk, anlamsızlık, inkâr vb.)
Bu sürecin bir yas süreci mi, yoksa komplike yas mı olduğu değerlendirilir.
Kişi, kaybı yaşayan ancak çevresi tarafından “artık toparlanmalısın” gibi sözlerle susturulmuş olabilir. Söylenmeyen, söylenemeyen, kalan sözler duygular ele alınır.
Terapi, duyguların bastırılmadan ifade edilmesini ve bu duygularla temas kurulmasını sağlar.
Kayıp bazen göz yaşıyla, bazen sessiz kalmakla, bazen öfkeyle konuşur. Terapi bu dili anlamaya çalışır.
Kişi çoğu zaman yeni yaşamına nasıl devam edeceğini bilemez: “Artık bir baba değilim.” “Onsuz ben kimim?” gibi sorular ortaya çıkabilir. Terapi, kişinin yeniden bir rol, anlam ve yön bulmasına yardım eder.
Terapist duruma uygun olarak çeşitli teknikler kullanabilir. Bunlar çift sandalye tekniği, mektup, içsel temsil çalışması, ego state gibi… Bu yöntemler terapistin yöntemlerine göre değişebilir.
Yas Danışmanlığı Neden Önemlidir
Kayıp bastırılsa komplike yas, majör depresyon veya travma sonrası stres bozukluğu gibi problemler kişinin yaşamında ortaya çıkabilir. Ayrıca yas sürecinin sağlıklı yaşanması kişiyi daha güçlü bir benlik ile yaşamına devam etmesine yardımcı olabilir.
